Bu bahar sanki bir başka geliyor.
Toprak ana erkenden uyandı.
Kırlarda çalısı çırpısı otu, ağacı, börtü böceği uyandı.
Çanakkale’nin bütün meyve bahçeleri eriğinden kaysısına şeftalisine rengârenk çiçek açtı.
Ağaçların deli kızı bademler, meyveye bile durdu.
Hava yavaş yavaş bahara dönmeye başlasa da
Türk siyasetinde kara bulutların estirdiği ayazlar rüzgarlar yükseklerde fırtınalar kopmaya devam ediyor.
Nerdeyse iki aydır Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ Silivri zindanlarına tutuluyor.
Devlet yani iktidar, yoğun şekilde CHP’nin ve belediyelerinin üzerine gitmeye devam ediyor.
Sabah baskınları, gözaltılar tutuklamalar gırla giderken, Türk siyaseti artık siyasi partiler üzerinden, siyasetçiler üzerinden yapılmıyor da sanki (bence sankisi de fazla ya) devletin asli unsurları üzerinden sürdürülüyor gibi.
Bahçeli- APO ikilisinin başlattığı, AKP ve liderinin yol verdiği ikinci açılım süreci, adeta devletin gözetiminde ve teşvikinde büyük bir coşku ile DEM partililerce kutlanıyor.
Hatta kimi meydanlarda devletçe pamuk şekerleri dağıtılarak katılımcıların gönlü kazanılmaya çalışılıyor.
Dağdan bayırdan, şehirden ne kadar PKK sempatizanı varsa meydanlar inmiş halkın arasına katılmışa benziyor.
PKK paçavraları, APO teröristinin posterleri geceli gündüzlü yapılan yürüyüş ve gösterilerde sanki burası Türkiye değilmiş gibi elden ele dolaştırılıyor.
DEM organizeli gösterilerde ne Türk bayrağı, ne de Türk Milletine ait hiç emareye rastlanmıyor. Varsa da Kürtçülük yoksa da Kürtçülük peşinde koşanların paçavraları.
Jandarması, polisi, yargısı velhasıl devletimiz, ülkesine bağlı sıradan vatandaş gibi DEM/PKK kadrolarının gösterilerini kenardan sessizce izliyor.
Türk Milleti de tıpkı Türk devleti gibi yüreğine taş basarak ülkesinde yaşananları, için için kahrolarak ülkenin geldiği hale bakıp hayıflanıyor.
Kiminle konuştuysam herkes çoluk çocuğunun, torununun torbasının gelecekte nasıl bir Türkiye’de yaşayacağı endişesine kapılmış durumda.
Bu günlerde meydana gelen siyasal olaylar ve ağır ekonomik koşullar Türk toplumunda ağır travmalara sebep vereceği aşikârdır.
Kaldı ki topluma yaşatılan bu durumların gelecekte ne gibi sosyal olaylara, patlamalara neden olacağını tahmin etmek sosyolojik olarak hiç de zor değildir.
Devlet aygıtının bunun farkında olmaması imkânsızdır.
Ekonomik dar boğaz bir şekilde aşılır atlatılır. Ama üst üste biriken çözüm kavuşamayan sosyal travmalar insanlarda kelebek etkisi yaratabilir ve çok büyük sosyal patlamalara sebebiyet verebilir.
Şu anda Türk toplumuna bir travma yaşatılıyor.
Devlet mekanizması, yargı yoluyla acilen olaylara el atmalıdır.
Devlet yargısı ve kolluk kuvvetleri, her türlü kanunsuzluğa karşı acilen adil şekilde harekete geçmelidir.
Devletin bir gözü kör bir kulağı sağır olmaz olamaz, olmamalıdır.
Bu topraklar kargaşayı kaosu sevmez.
Hele de İsrail güdümlü ABD bölgemizde BOP peşinde koşarken.
Hele de bölgemizde İsrail güdümlü Kürtçü devlet kurulmaya çalışırken.